BARAKLAR
Yazar: Mehmet Ali YILDIRIM
Yoğun olarak Gaziantep’in Nizip, Oğuzeli ve Karkamış ilçeleri sınırları içerisinde yer alan Barak Ovası’nda mukim Türk boyu.

Eski Türkçede kelime başında bulunan “b-” sesi, Batı Türkçesinde kelime başında “v-” ye dönüşmüştür. Dolayısıyla Batı Türkçesinde kelime başındaki “v-” sesleri, Eski Türkçede “b-” biçiminde ifade edilmektedir. Hatta Kıpçak Türkçesinde kelime başı “b-” sesinin dönüşüme uğramadığı, sesin aynen korunduğu da görülmektedir. Bu nedenle “Barak” kelimesine etimolojik olarak “var-/bar-” fiilinden dolayı “çok çabuk yürüyen ve koşan” anlamı yüklenmektedir. Bu bağlamda Kuzey Sibirya’da yaşayan, Yakut Türklerinin masallarında geçen, çok süratli yürüyen mitolojik bir kişinin adı “Baragçı”nın da bu kelimeyle ilişkili olduğu söylenebilir. Aynı zamanda Barak “uzun kuyruklu, soylu bir at cinsi” olarak da sözlüklerde tanımlanmaktadır. Bütün bu bilgilerin ışığında Barak kelimesinden “hızlı koşan anlamı” çıkarmak mümkündür. Barak kelimesi, Lehçe-i Osmânî’de ise “yünlü, kıllı, tüylü çuha”, Büyük Türk Lügati’nde “bir nev tüylü av köpeği, berg kebe (çobanların ve köylülerin giydikleri ve yere serdikleri yünden kaba aba)”,Türk Dialecte’de “uzun kuyruklu ve yallı soylu bir at cinsi” gibi birbirine yakın anlamlarda geçmektedir.

Anayurtları Asya’nın kuzeybatısı (İtil civarı) olan Baraklar, günümüzde aynı adla anılan Barak Ovası’nda bulunmaktadır. Bu bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Kilis’in güneydoğusundan, Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinin güneyinden ve Nizip ilçesinin kuzeydoğusundan başlayarak doğuda Fırat Nehri kıyılarına ve güneyde ise Suriye sınırına kadar uzanan oldukça geniş bir alanı içine almaktadır. Barakların, mensubu oldukları Karahanlılar zamanında, Oğuz boylarıyla birlikte Müslümanlığı kabul ettikleri; Varsaklar ile birlikte, Yasavur vasıtasıyla, Kepek Han zamanında Farap’dan diğer Türkmen boylarıyla Horasan’a geçtikleri tahmin edilmektedir. Söz konusu göçün, dönemde yaşanan büyük kıtlıklar ve hayvan hastalıklarıyla yakından ilişkili olduğu; ağır kayıplara sebep olan olumsuz şartların Türkmen boylarını yeni yerleşim alanları aramaya zorladığı anlaşılmaktadır. Baraklar, Musul ve Telafer Türkmenleri ile Bayat Türkmenleri, İran’ın Kaşkayları ile Kaçarları, Akdeniz sahilinin Varsakları Anadolu’ya üçüncü büyük göç dalgasında gelmişlerdir. Baraklar, diğer Türkmen boyları gibi, Anadolu’ya, Beydili’nin Bozkoyunlu Oymağı’na mensup Kılıçbeyli Obası’ndan Füruz Bey önderliğinde gelmişlerdir. 1630-1640 yıllarında Barak Cemaati adıyla Sivas-Keskin havalisine yerleşmişlerdir. 

Barakların ana yurdu İtil-Volga civarı olarak kabul edilmektedir. Bu yerleşim bölgesine Barakların totemine atfen Atil-İtil (Ateli, İteli) denildiği tahmin edilmektedir. Barak ile aynı kökenden gelen Subar (Suvar) Ulusu da bu bölgeye yerleşmiştir. Öte yandan İtil-Ural bölgesinin milattan önce 4-3 bin yıllarında Türklerin ana yurdu kabul edilmesi, Altaylardan daha önce Türk varlığının, Avrupa ve Ön Asya’ya indiğini göstermektedir. İtil-Ural Türkleri üzerine çalışmalar yapmış olan Kuzayev’e göre bu bölgenin tarihte yoğun Türk kimliğine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Oğuz Destanı’nda Oğuz’la Kıl Barak arasında geçen savaşın aynı bölgede oluşu da dikkat çekicidir. 

Barakların İtil-Volga civarından ayrılmasına ise Kuşanlar neden olmuştur. Kuşanların baskısı sonunda Barakların bir kısmı Türk Sakaları gurubunda yer alırken diğer bir kısmı ise Asya’nın kuzeydoğusuna ve doğusuna kaymıştır. Tarihte, Türk Önder Alp Er Tunga (Afrasiyap) tarafından kurulan Türk kavmine, Saka Türkleri demişlerdir. Sakalar, M.Ö. 1000 yılında İç ve Orta Asya ile Doğu Avrupa’da yaşamışlar, hâkimiyet kurmuşlardır. Saka Türkleri M.Ö. 665 yılında, GOK (Gökeri-Gökhan) yönetiminde, Kafkasları, bütün İran’ı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu, Suriye’yi alarak Mısır sınırlarına dayanmışlardır. Saka Türkleri’nin LİVİ boyunun bir kolu, Barakların da içinde yer aldığı Karluklardır. Karlukluları ise; Pamir Sakaları, Sagay Türkleri, Kırgızların Sayak Boyu, Yakutlar (Saka Türkleri) oluşturmaktadır. Karlukluların günümüzdeki dağılımı ise Özbekler, Uygurlar, Sarı Uygurlar, Salarlar (Salurlar), Çuvaşlar (Yakut Gurubu), Dolganlar, Yakut (Saka) şeklindedir. Dolayısıyla Barak Boyu’nu da bu dağılımın içerisinde göstermek yerinde olacaktır.

Rasonyi’nin “Tarihte Türklük” adlı eserinde bir Kıpçak Oymağı olarak tanıtılan Baraklar, Osmanlı iskân politikası uygulamasında Oğuzların Beydili Boyu’na tabi olarak gösterilmektedir. Lakin Baraklar, kendilerini köken olarak Beydili Türkmenlerinden farklı görürler. Buna paralel olarak Barak Oymağı’nın kendi isteği ile Beydili Türkmenlerine katıldığından bahseden kaynaklar da mevcuttur. Bazı yerlerde ise Baraklar, Dulkadir eline bağlı boylardan biri olan Cerit üzerinde gösterilmektedir. Oğuz ile Barak’ın kardeş olduğunu ifade eden kaynakların yanında Kıpçak ve Barak’ın kardeş olduğunu belirten kaynaklar da mevcuttur. Gerçek şu ki, Türk Sakalara mensup Karluk (Karahanlılar) grubunda yer alan Barakların bir kısmı zamanın akışı içerisinde Kıpçaklar içerisinde eriyerek Kafkaslar’dan Macaristan’a kadar yayılmışlardır. Bir kısmı Horasan’da kalmış, bir kısmı da Anadolu’ya gelerek çeşitli badirelerden sonra bugün yaşadıkları bölgeye yerleşmişlerdir.

Farap, Karacuk Yaylası’ndan Horasan’a gelen ve burada uzun yıllar kalan Barakların bir kısmı, tahminen Otlukbeli Savaşı’ndan (1473) sonra Anadolu’ya gelmeye başlamıştır. Çaldıran Savaşı’ndan sonra yer yer göçün yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Gaziantep yöresindeki Barak Boyu’nun dâhil olduğu asıl göç ise Firuz Bey önderliğinde 1630-1640 yıllarında gerçekleşmiştir. Bu göç sırasında Baraklar, tabi oldukları Oğuz boylarıyla beraber Erzurum, Erzincan üzerinden gelerek, Sivas havalisine parçalı bir iskân düzeni içerisinde yerleşmişlerdir (1630-1640). Göç esnasında Bekmişli, Karaşeyhli, Gündeşli, Gazili, Ulaşlı, Kadirli, Haydarlı, Şarkevi, Pirbudak Oymakları boybeyi olan Budak Oymağı’ndan Pir Budakoğlu Hacı Ali tarafından, Baraklar ise Ceceli Ali Paşa tarafından yönetilmiştir.

Yeni-il (Sivas) haslarında, Arap Osman’a tabi olan Baraklar ve çoğu Beydili Boyu’na bağlı olan Halep Türkmenleri, 1691 yılında Rakka’ya iskân edilmek üzere emir almışlardır. Rakka’ya iskân sırasında Acem’e giden Firuz Bey bulunmamıştır. Bu bağlamda İskân başı Firuz Bey’in oğlu Şahin Bey’dir. Kadıoğlu Hüseyin Paşa tarafından iskân başı olarak atanan Şahin Bey’in yanı sıra Baraklar, Boybeyleri İnal Kethüda ve Mehmet oğlu Musa tarafından yönetilmişlerdir. Bekmişli Cemaati’nden Ganem ve Ali oğlu Halil, Araplı Oymağı’ndan Musa oğlu Ganim ve İsmail oğlu Muharrem, Kadirli Oymağı’ndan Abdulkadir oğlu Sevindik, Kazlı Oymağı’ndan Şedid oğlu Cebbar, Karaşeyhli Oymağı’ndan Şedid oğlu Asaf ve Ebuseyf oğlu Mirza Ali ile Arap aşiretleri arasında 19 Aralık 1692 yılında Rakka Mukavelesi imzalanmıştır.  

Bu dönemde Muharremoğlu Musa ve Hacı Bal oğluna tabi Barak topluluğu, Boz-Ulus’a katılmışlar ve onlarla beraber kayda geçmişlerdir. Barak topluluğu, Çağırganlı Oymağı’yla beraber 300 hane olmak üzere Belih Nehri’nin batı yakasında Salihiyye, Yeklib ve Ramma denilen bölgelere yerleştirilmişlerdir. Uzun bir süre ziraat ve tarımla uğraşmış, sürülerini çobanlar aracılığıyla yaylağa göndermiş, öşrünü zamanında vermiş, devlete bağlı bir topluluk olarak yaşamışlardır. 1728 yılına gelindiğinde ise Barak Oymaklarının büyük bir kısmı Sivas yönüne firar etmişlerdir. 

Kadıoğlu Hüseyin Paşa zamanında (1691-1692) Barak aşiretinin bir kısmı ise önemli bir geçiş noktası olan Fırat kenarındaki Sinor denilen bir bölgeye yerleştirilmiştir. Bu bölgede iskâna tabi tutulan Baraklar, yaylaklara gidiş gelişlerinde Sivas halkı tarafından zarar verdiklerinden ötürü şikâyet edilince, yerleşik ahaliye zarar vermemeleri hususunda Rakka Mütesellimi Recep Bey ile İskân Başı Şahin Bey oğlu Firuz Bey uyarılmıştır (1734).  

Rakka Mukavelesi, bölgedeki Arap aşiretlerinin Türkmen yerleşimine karşı göstermeleri muhtemel tepkiden başka Rakka civarında oluşan tahribatı önlemek, iç güvenliği temin etmek, sosyal barışı sağlamak ve ekonomiyi güçlendirmek amacıyla Türkmenler ve Kürtlerin taraf olduğu bir yapı içerisinde Arap aşiretleriyle imzalanmıştır. 

Rakka’ya iskâna zorlanan oymaklar, tabiatıyla yerleşik yaşam tarzını benimsemekte güçlük çekmişler ve sık sık firar ederek yerlerini terk etmişlerdir. Sürülerin yaylalara çobanlar vasıtasıyla götürülüp getirilmesi emredildiği halde çoğu oymak ahalisi hayvanlarını kendileri götürmüş ve yaylaklarından geriye dönmemişlerdir. Rakka’ya iskân edilen Baraklara da Sivas’ın Habeş Yaylası yaylak olarak tahsis edilmiş ve buraya gelen Baraklar, yerli halkın ekili dikili alanlarına zarar vermiş ve Rakka’ya dönmekten imtina etmişlerdir. Baraklar ve Beydili oymakları iki yüz yıla yakın kaldıktan sonra Colab’dan ayrılmak zorunda kalmışlardır. Abbas Paşa tarafından dağıtılan Türkmenler, bugün bulundukları yere yerleşmiş ve hayvancılığın yanı sıra ziraatla da uğraşmaya başlamışlardır. Barak, Osmanlı idâri taksimatında XXI. yüzyıl başlarına kadar Urfa sancağının Birecik kazasına bağlı bir nahiye statüsünde bulunmuştur.   

Baraklar, bugün yaşadıkları bölgede büyük ölçüde Beydili ile karışık bir vaziyettedirler. Ayrıca çok az da olsa bu karışımın içerisinde Elbeyli, Karakeçili, Bayındır Oymakları ile bazı Yörük obaları da yer almaktadır. Dolayısıyla Barak’a Beydili, Elbeyli, Karakeçili, Bayındır ve Yörük demek de yanlış olmaz. Kaldı ki, Barak kültürünün oluşumunda başka oymak ve obaların da etkisi görülür. Mevali (Gevence), Pican-Bircan (Alagöz), Damarka (Fayat Ağa), Elbeacuz (Çıldıroba), Alaadinli (Karacaören) ve daha birçok oymak Barak kültürüyle benzerlik göstermekte ve Baraklar gibi yaşamaktadır. Netice itibariyle Eseli, Adıklı, Kürdili, Abdurrezzaklı, Karakozak ve Torun Oymakları esasen Barak Boyu’nu oluşturmaktadırlar. Ayrıca bu oymaklar kendi aralarında kollara ayrılmaktadır. Yerleşim yerleri, ekonomik sebepler, güçlü olmak güdüsü gibi nedenler oymakları birleşmeye mecbur bırakmıştır. Dolayısıyla Barak Oymakları; Kürdili, Abdurrezzaklı, Eseli ve Torun şeklinde de sınıflandırılabilir. 


Kaynakça

Ahmet Vefik Paşa, Lehce-i Osmani,Hazırlayan: Recep Toparlı, T.D.K., Ankara, 2000.

Çelikdemir, Murat, Osmanlı Döneminde Aşiretlerin Rakka’ya İskânı (1690-1840), Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Elazığ 2001.

Kasım Kadri, H.,Büyük Türk Lügati, C.I, Devlet Matbaası, İstanbul, 1928.

Kum, Naci, “Türkmen Barakları”, Türk Etnografya Dergisi, Sayı:6, Ankara, 1963.

Orhonlu, Cengiz, Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı,Eren Yayıncılık, İstanbul, 1987.

Özbaş, Ömer, Türkmenler ve Baraklar, Gaziantep Kültür Derneği Yayınları, Gaziantep, 1958.

Radloff, W.,Wörterbuches Der Türk-Dialecte, C. IV, Rusya Bilimler Akademisi Yayınevi, St. Petersbourg, 1911.

Rasonyi, L.,Tarihte Türklük,T.K.A.E. Yayınları, Ankara, 1971.

Yalman (Yalgın), A. Rıza, Cenupta Türkmen Oymakları I,K.B., Ankara 1977.

Yıldırım Mehmet Ali, Yıldırım Nuh, Gaziantep Yöresinde Barak Boyu, Gazikültür Yayınları, Gaziantep, 2023.