ALAÜDDEVLE CAMİİ
1479-1550 yılları arasında hüküm süren son Dülkadiroğlu Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey zamanında yapılmıştır. Eski camiden günümüze sadece minaresi kalmıştır, mevcut cami 1903-1909 yıllarında halk tarafından imece usulü ile yaptırılmıştır.
Halk arasında galat olarak Alidola Camii adıyla anılan
eserin asıl adı Alaüddevle Camii’dir. Eser,
bu ismi meşhur Dulkadirli beyi Alaüddevle’den almaktadır. Zira eser, 1480-1515
yılları arasında hüküm süren ve Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından
öldürtülen Dulkadirli beyi Alaüddevle Bozkurt tarafından muhtemelen XVI.
yüzyılın tam başlarında yaptırılmıştır. Fakat bu cami, XIX. yüzyıl sonlarında
harap olunca yerine 1903 ile 1909 yılları arasında bugünkü tek kubbeli cami
bina edilmiştir. Eski camiden günümüze sadece minare ulaşabilmiştir. Caminin
yapımında on iki yaşında bir çocuk iken bizzat çalışan Şakir Sabri Yener’in ve
eseri yaptıran kimselere yetişen Cemil Cahit Güzelbey’in, inşaat faaliyeti ile
ilgili olarak verdikleri şu bilgi Türk mimarlık tarihi açısından çok mühimdir:
“Câmiin yeniden yaptırılması Güllü Hacı Mahmut
ile kahveci Kel Ahmet’in teşebbüsü ile başlar. Bunun için halktan para
toplanır. Yapım Abdullah Edip (Bayram), Ali (Cenani), Abdullah Necip (Barlas),
Bahdenizemirioğlu Sait, câmiin imamı Ali Efendi’den kurulu bir heyet tarafından
yürütülür. Sait Efendi muhasebe, İmam Ali Efendi veznedarlık görevini görür.
İnşaat arasında kubbenin yapımına para yetmeyince Abdülhamid’e başvururlar ve
câmi onun yardımı ile tamamlanır. Eski câmiin enkazı inşaat yerinden o zaman
mevcut olan kale hendeğine kadar sıralanan gönüllü işçiler tarafından
zenbillerle elden ele geçirilmek suretiyle sözü geçen hendeğe doldurulur. Boş
zembiller aynı şekilde sıralanan 8-10 yaşlarındaki çocuklar tarafından
nakledilir. Câmiin temeli kazılırken su çıkar. Temele büyük dut bedenleri
uzatılır, yapı bunun üzerine kurulur.”
Eserin yapımı ile ilgili olarak da Şakir Sabri
Yener şunları yazmaktadır: “Câmi çok eskimişti, yıkılmak üzereydi. Câmi
ahâli tarafından yıkıldı ve imece usulüyle tekrar yapıldı. Şöyle ki: o zaman
Antep’in 32 mahallesi sıraya kondu. Her mahalleden en az iki yüz kişi o gün
davul, zurna, bayraklarla gelir, akşama kadar çalışır, akşam da yine tekbir
getirerek evlerine dönerlerdi. O zaman ben de 12 yaşındaydım. Ben de bu düğünde
bulundum ve çalıştım”.
Eski Alaüddevle Camii’nin mimarı belli değildir.
Yeni Alaüddevle Camii’nin mimarı Ermenak, ustabaşısı ise Kirkor’dur. Eski
Alaüddevle Camii’nin mimari şeklini en iyi yansıtan kaynak, Abdülhamit
Albümleri’ndeki bir fotoğraftır. 1890 ile 1898 arasındaki bir tarihte kaleden
çekildiği anlaşılan bu fotoğrafta sağlam vaziyetteki Eski Alaüddevle Camii’nin,
uzun kenarı kıbleye paralel dikdörtgen planlı olduğu görülmektedir. Yine bu
fotoğraf sayesinde onun düz damlı olduğu ve muhtemelen üç kemer gözlü bir son cemaat yerine sahip olduğu da
anlaşılmaktadır. Güneş ters geldiği ve binanın önünü, İki Kapılı Han olduğu
tahmin edilen bir bina kapattığı için bu cami hakkında fazla bir bilgi bulunmamaktadır.
Diğer kaynaklarda caminin mimarisi hakkında bilgi yoktur.
Hâlihazırda bu camiden yalnızca doğudaki minare
ayaktadır. Camiden yarım metre kadar uzakta yapılan bu minare, üst köşeleri pahlanmış
bir kare kaide üzerine oturtulmuş yuvarlak gövdeli olarak yükselmektedir.
Gövdenin tam ortasında bir zincirek gövdeyi fırdolayı kuşatmaktadır. Şerefenin
taş korkuluğu, üç parçalı mukarnaslardan meydana gelen bindirme üzerine istinat
etmektedir. Şerefenin üstünü örten madenî şemsiye, 1990 yılındaki tamir
sırasında kaldırılmıştır. Böylece minare, en mühim özelliğini
kaybetmiştir.
Eski Alaüddevle Camii’nin bir havuzunun
bulunduğu ve bu havuzun üstüne 1721 yılında Ahmet Ağa oğlu Hacı Osman Ağa
tarafından bir kubbenin yaptırıldığı bilinmektedir. Eski caminin kitabesi
mevcut değildir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında tanzim edilen Ayıntap Evkaf
Defteri’nde geçen “Vakf-ı Cami-i Alaüddevle” ibaresi, eserin Alaüddevle
tarafından yaptırıldığını göstermektedir. 1713 tarihli bir Ayıntap Şer’i
Mahkeme Sicili’nde ise eserin adı Alaüddevle Süleyman Bey olarak geçmektedir.
Süleyman Bey, Alaüddevle’nin babasıdır. Bu sebeple bu ibarenin doğrusu “Alaüddevle
bin Süleyman” olmalıyken yanlışlıkla “bin” (oğlu) yazılmayarak böyle bir sorun
ortaya çıkmış olmalıdır.
Mevcut yeni cami, son cemaat mahalli bulunmayan
bir harim ile onun batısında, ayrı bina olarak yapılan bir mescitten meydana
gelmektedir. Kuzey tarafında bir şadırvanı bulunan geniş bir avlu, üç tane
kapısı bulunan demir parmaklıkla ikiye bölünerek harime bitişik korumalı bir
alan meydana getirilmiştir. Dıştan dışa 19,70 m olan kare planlı yekpare bir
mekândan ibarettir. Tamamen kesme taştan yapılmış olan eser, yüksek bir çokgen
kasnak üzerine oturan, yapıya hâkim 15,20 m çapında bir kubbe ile örtülmüştür.
Kurşun kaplamalı bu kubbe, Ayıntap camileri içerisinde en büyüğüdür. Kubbenin
onikigen kasnağının her bir yüzüne bir pencere veya niş açılmıştır. Kasnak
dıştan düz ve hafif payandalarla takviye edilmiştir. Bu payandaların üst kısmı,
kasnağı yukarıdan çepeçevre kuşatan profilli kornişe uygun olarak çıkıntı
teşkil etmektedir. Bu kubbe içten duvarlara gömme olarak yerleştirilen sekiz
ayak üzerine oturtulmuştur. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır.
Kuzey cephesi siyah ve beyaz kuşaklar hâlinde
mermerle kaplanan camiye, yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Kapının
üstüne, ikiz pencere onun da yukarısına yonca yaprağı şeklinde bir menfez
yerleştirilmiştir. Bütün bunlar, altlı üstlü ikiz sütunceler üzerine istinat
eden sivri bir kemer içerisine alınmıştır. Alttaki sütunceler yuvarlak,
üsttekiler köşelidir. Taçkapının bu düzeni, XX. yüzyılın başında Batı tesiriyle
meydana getirilen karma üsluba uygun olup Ayıntap’taki tek örnektir. Harimin
taçkapısının sağında ve solunda ikişer pencere bulunmaktadır. Hepsi de yuvarlak
kemerli olan bu pencerelerden alttakiler daha büyük olup içerlek birer kemer
içerisine alınmış, üsttekiler sade bırakılmıştır.
Caminin duvarlarının dış yüzü köşelerde birer,
ortada ikişer adet hafif payanda ile desteklenmiştir. Bu çıkıntılar, nöbetleşe
olarak sıralanan siyah ve beyaz mermerlerle kaplanmıştır. Aynı şekilde, bu
renkli taş kaplamalar, pencere çerçevelerinde de görülür. Bu pencereler doğuda
ve batıda üç tanesi yukarıda, dört tanesi altta olmak üzere yedişer tanedir.
Pencere durumu, kıble duvarında mihrap ve minbere bağlı olarak biraz değişiklik
arz etmektedir. Kıble duvarındaki pencere düzeni de aynıdır. Yeni Alaüddevle Camii,
biri saçak seviyesinde diğeri tam orta yerde olmak üzere iki korniş ile
fırdolayı kuşatılmıştır. Böylece duvarların dıştan yeknesak görünüşü, gözden
kaçırılmak istenmiştir. Gövdesini tam ortada yatay olarak ikiye bölen bu ikinci
korniş, Ayıntap’ta yalnızca bu eserde tatbik edilmiştir.
Caminin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde duvar
içerisine yerleştirilmiş küçük birer oda bulunmaktadır. Bu odalar itikâf veya cami
görevlileri içindir. Mihrabı, yarım daire bir nişten ibarettir. Onun doğusunda
vaaz kürsüsü, batısında minber bulunmaktadır. Her ikisi de duvarın içinden
merdivenlerle çıkılan köşk tipindedir.
Yeni Alaüddevle Camii, diğer Ayıntap camileri
gibi her şeyden önce cephedeki iki renkli taş işçiliği ile dikkati çekmektedir.
Ayrıca bütün pencerelerin pervazları da bir siyah, bir beyaz taşla
kaplanmıştır. Kuzey cephedeki kapı ve pencere pervazlarını meydana getiren her bir
taş üzerine geometrik karakterli rozet veya çiçek motifi işlenmiştir. Diğer
duvarlara açılan pencere pervazlarında bu süslemeler yoktur. Fakat pervazları
çerçeveleyen beyaz mermerden yapılmış pahlı silmenin kilit taşındaki at başı
şeklindeki çıkıntılar hepsinde müşterektir.
Eserin mihrap nişi, kavsaraya kadar iki yanda dairevi
ikişer sütunce ve birer tane düz silme ile kuşatılmıştır. Sütun başlıklarının
üzerine bir tabla oturtulmuş, onun da üstüne iki yanda dört köşeli ikişer kalın
silme yerleştirilmiştir. Bu kalın silmeler, hilal şeklinde bir tepelikle
nihayetlenen üçgen bir alınlığı taşımaktadır. Alınlığın ortasında yuvarlak bir
daire vardır. Mihrap nişi dikine beş pano hâlinde taksim edilmiş, bunların her birisinin
içine bir saksıdan yükselen çiçek yerleştirilmiştir. Bu çiçeklerin üstünde
kartuşlar içerisine alınmış Kur’an’dan bir ayet yazılmış olup onun da üstünde
bir zincirek görülmektedir. Mihrabın kavsarası istiridye biçiminde tezyin
edilmiş, kavsaranın iki yanına kıvrım dallardan ibaret bir motif konulmuştur.
Daha yukarıda ise “küllemâ dahale...” ayeti yer almaktadır.
Mihrap nişinin iki yanındaki sütun tablaları
üzerine birer mısra hâlinde yazılan kitabe, 1319 tarihini taşımaktadır. Bunun miladi
karşılığı 1903/4’tür. Eserin kitabesindeki bu tarihi, bazı kimseler hicrî
zannederek miladi takvime 1901 şeklinde çevirmişlerdir. Halbuki kitabeyi kaleme
alan Ayıntaplı şair Abdullah Edip Bayram, bunun tarihini Rumi olarak
düşürdüğünü açıkça belirtmiştir. Bu şiirin son iki mısrası şöyledir:
1319’da
söyledim tarih-i Rûmisin
Bu
mikdarı yapıldı, etsin ikmalin nasip
Bu şiirden anlaşıldığına göre halk, camiyi ancak
mihrabın üst seviyesine kadar yaptırabilmiştir. Bundan sonrasının yapımı için
Sultan II. Abdülhamit’e müracaat edilmiş, ondan gelen yardımla tamamlanmıştır.
Bu sebeple mihrabın üstündeki kitabenin bildirdiği 1903/4 yılı cami yapımının
bitiş tarihi değildir. Böyle bir müracaatı ve yardımı bildiren kitabenin bulunmayışı,
eseri bina ettiren heyet arasında yer alan Ali (Cenani)’nin, Abdülhamit’i
sonradan tahttan indiren İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önemli bir üyesi
olmasına ve inşaatın Abdülhamit’in tahttan indirildiği (1909) sıralara denk
gelmiş olması ile izah edilebilir. Caminin batı tarafındaki mescidin 1911
tarihli olması, bunun işareti olarak kabul edilebilir. Bu sebeple cami
yapımının bitiş kitabesi hiç yazdırılmamıştır.
Eski Alaüddevle Camii’nin yerine yenisi
yapılırken bir de hemen batısına küçük bir mescit bina edilmiştir. Hacı Mehmet
adında bir hayırseverin, mimar Armenek’e inşa ettirdiği bu mescit dıştan dışa 5,80
m genişliğe 8,30 m uzunluğa sahip dikdörtgen şeklindedir. Mescide siyah ve
beyaz taşlarla kaplı kuzeydeki bir kapıdan girilmektedir. Mescit kuzeyde iki,
doğu ve güneydeki birer pencere ile aydınlatılmıştır. Geniş mazgal pencereler,
yuvarlak kemerlidir. Biri mihrabın batısında diğeri batı duvarının kuzey ucunda
olmak üzere mescitte iki tane dolap nişi bulunmaktadır. Mescit, içten bağdadi
teknikle ahşaptan yapılıp hafifçe sıvanmış söbe (beyzî) bir tekne tonozla,
dıştan ise kırma çatı ile örtülmüştür.
Camiin hemen yanında böyle bir mescidin yapılma
sebebi olarak asıl caminin son cemaat yerinin olmamasını dolayısıyla mescidin
bu işlevi görmesi için yapıldığı söylenebilir. Akla gelen diğer bir sebep de Ayıntap’ta
XIX. yüzyıl ortalarında mevcut olduğu bilinen Şafii nüfusun Hanefilerden ayrı
olarak namaz kılmasına imkân vermektir.
Anahtar Kelimeler
Kaynakça
Çam, N. (1973). Gaziantep camileri. [Lisans bitirme tezi]. Ankara
Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.
Çam, N. (2006). Türk Kültür Varlıkları Envanteri: Gaziantep 27.
Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Güzelbey, C. C. (1961). Alaüddevle Camii. Gaziantep Kültür Dergisi,
4(44), 177-178.
Güzelbey, C. C. (1984). Gaziantep Camileri Tarihi. Oya
Matbaası.
Özdeğer, H. (1988). Onaltıncı asırda Ayıntâb Livâsı (Cilt 1).
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Türk İktisat ve İçtimâiyat Tarihi
Araştırmaları Merkezi Yayınları.
Yener, Ş. S. (1958). Gaziantep Kitabeleri. Kardeşler Matbaası.