AHMET ÇELEBİ CAMİİ

Yazar: NUSRET ÇAM

Ahmet Çelebi Camii, Ulucanlar Mahallesi'nde bulunan, medrese ve kastel ile bir yapı topluluğu oluşturan bir ibadethanedir.

Bu madde 35 defa ziyaret edilmiştir.

Cami, medrese ve kastelden meydana gelen külliyenin en eski unsurları, kastel ve medresedir. Cami, onlardan hemen sonra 1673 yılı başlarında yapılmıştır. Bununla beraber medresenin 1713 yılında ilave veya tamir gördüğü anlaşılmaktadır. Kesin olmamakla birlikte Evliya Çelebi’nin Ayıntap’ı yirmi sekiz yıl aradan sonra 1671 yılında ikinci kez ziyaret ettiği, görüp sohbet ettiği Ramazan Efendi isminden mülhem olarak Molla Ramazan Medresesinden bahsetmesi bu medresenin o yıllarda var olduğunu göstermektedir. Eski kayıtlarda banisinin adından dolayı Ramazaniye Camii olarak adlandırılan cami, hemen bitişiğine Ahmet Çelebi’nin kırk yıl sonra ilave ettiği veya yenilediği medrese dolayısıyla Ahmet Çelebi ismini almıştır. Bugün medrese gibi cami ve kastel de Ahmet Çelebi adıyla anılmaktadır. Harimdeki asıl mihrabın alınlık kısmındaki kitabesi de eserin h. 1083 yılı Ramazan ayında yani 1683 yılı sonlarında veya 1684 yılı ocak ayı başlarında yapıldığını göstermektedir.  Mihrabın sol yanındaki vaaz kürsüsündeki kitabe de 1083 (1672/73) tarihini taşımaktadır. Fakat her iki kitabede eseri yaptıran kişi hakkında bilgi verilmez.

Külliyenin en dikkate değer yapısı olan cami, batıdaki ve kuzeydeki gayri muntazam bir avlunun güneydoğu tarafında yükselmektedir. Caminin kuzey tarafında çok sayıda basamaklarla inilen ve Ayıntap’a has olan su tesisi anlamına gelen kastel yer almaktadır. Yer altına oyulan bir mağaranın içine yerleştirilen kastelin suyu yer altında doğal kayalara açılan ve livas denilen kanaldan gelir. Bu su ortadaki bir havuza dökülmekte ve buradan sonra karşı yöndeki bir kanalla atık su livasına ulaşmaktadır. Camiye gelenlerin abdest aldığı bu yer, aynı zamanda, mahallenin su ihtiyacını da karşılamaktaydı. Eser, tam ortada üstteki aydınlık feneri şeklindeki bir delikten gelen ışıkla aydınlatılmıştır.

Kastelin yapılışı ve banisi hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Bununla birlikte eserin, caminin ve medrese öğrencilerinin su ihtiyacını karşılayan bu su tesisinin onlardan hemen önce yapıldığını tahmin etmek zor değildir. Zira külliyenin su ihtiyacını karşılamak için düşünülen bu kastel, ondan önce de bu mimari eserlerin taş ihtiyacını karşılamaktaydı. Buranın oyulmasıyla bir taraftan kastel için bir yer altı mağarası elde edilirken diğer taraftan da yukarıdaki cami ve medrese için taş ocağı vazifesi görmekteydi. Aynı zamanda, önce caminin yapılıp sonra avlunun altına mağara şeklinde oyularak bir kastelin yapılması, caminin teknik ve statik problemlerle karşılaşmasına sebep olacaktır. Bu akılcı ve pratik çözüm, Antep’teki diğer pek çok yapıda uygulanmıştır. Dolayısıyla elimizde herhangi bir belge olmamakla birlikte kastelin cami ve medreseden önce yapıldığını düşünmek mantıki bir zarurettir.

Avlunun batı bölümü, kıble tarafında bir mihraptan ibaret üstü açık bir namazgâh şeklinde düzenlenmiştir. Sade yarım daire şeklinde bir nişten ibaret olan bu namazgâhın yazın sıcak günlerinde cuma ve bayram namazları yanında sabah, akşam ve yatsı namazlarını kılmak için yapıldığı düşünülebilir. Namazgâhtaki bu mihraptaki sathi oyma tekniğiyle yapılmış beşparmak motiflerinin biteviye sıralanmasıyla meydana gelen niş çerçevesi süslemelerinin asıl caminin kapısı ve mihrabındaki süslemelere çok benzemesi, bu işlemin camiden çok da eskiye gidemeyeceğini işaret etmektedir.

Avludan üç kemer gözlü bir son cemaat yerine geçilmektedir. Düz bir örtüyle örtülmüş olan son cemaat yerinin doğu ve batı duvarlarında herhangi bir pencere mevcut değildir. Minare bu kısmın batısına yerleştirilmiş olup kapısı batıdaki avluya bakmaktadır. Bu kapının üstüne altı kollu bir yıldız işlenmiştir. Yuvarlak minare gövdesi, biri zincirek diğeri düz iki ince bilezikle kuşatılmış olup çok sadedir. Şerefeye geçiş, fazla teferruatlı olmayan mukarnaslarla sağlanmış, korkuluk herhangi bir süsleme ihtiva etmeyen taş levhalardan meydana getirilmiştir.

Harime, bir tanesi kuzeydeki son cemaat yerinden diğeri batıdaki avludan olmak üzere iki kapıdan girilmektedir. Hiçbir süslemenin yer verilmediği batıdaki kapıdan girildikten sonra başlayan bir merdiven, üst kattaki ahşap mahfile ulaşmaktadır. Bu mahfil, büyük bir ihtimalle cuma namazları haricinde ve bilhassa ramazan ayında kadınlara tahsis edilmiş, kapısı da bunun için erkeklerin kullandığı kapıdan ayrı bir şekilde düşünülmüştür. Harime giriş ve çıkışları sağlayan asıl kapı, kuzeydeki olup nispeten tezyinatlıdır. Basık kemerli sade kapıyı meydana getiren taşlar, bugün nöbetleşe olarak siyah ve beyaz yağlı boya ile boyanmış hâldedir. Onu dışardan biri damalı diğeri beş parmak motiflerinin üst üste sıralanmasıyla meydana gelen iki silme çerçevelemektedir. Ahmet Çelebi Camii'nin harim kapısı bu şekliyle Gaziantep’teki en sade kapılardan birisidir. Ahşap kapı kanatlarındaki yegâne süsleme de kare birer çerçeve içerisine yerleştirilmiş sekiz dilimli iki panodan ibarettir.

İçten içe 15,00 x 9,65 m ebadındaki harim de tıpkı son cemaat mahalli ve minare gibi taştan inşa edilmiştir. Eser, doğu-batı eksenindeki iki ayağın üstüne oturan üç kemer gözüyle kıbleye paralel iki sahna bölünmüştür. Bu ayaklar, güney ve kuzey duvarlarıyla da birleşerek çapraz tonozları taşımaktadır. Cami hâlihazırda kırma çatı ile örtülü olmakla birlikte, eskiden diğer Ayıntap camileri gibi düz toprak damlı imiş. Harimin mihrap mihveri haricinde her kemer gözüne birer tane gelecek şekilde sekiz pencere konulmuştur. Ayrıca bir pencere de harimin kuzey kapısının tam üstünde bulunmaktadır.

Harimin mihrabı ters "U" şeklinde sade bir nişten ibaret olup kavsara kısmı mukarnassızdır. Mihrabın baş kemerini içten dışa doğru biri ince, diğeri biraz daha geniş iki zikzak silme kuşatmakta, bunları ise dokuz dilimli çınar yaprağına benzer yaprakların biteviye sıralanmasıyla teşekkül eden bir firiz çerçevelemektedir. Yaprakların arasına belli periyotlarla bir küçük ve bir büyük rozet yerleştirilmiş, mihrap kemerinin başlama noktasından itibaren büyük rozetler yerlerini küçük rozetlere bırakmış ve iki rozet, bir yaprak, iki rozet bir yaprak düzeni içerisinde sıralanmıştır. Mihrabın bu süslemeleri daha dışarıdan, biri yine yaprak ve rozetlerin nöbetleşe sıralanması ile yapılmış diğeri damalı iki silme ile kuşatılmıştır. Mihrabın sağ ve solundaki bu son silmeler, mihrabın kemerine uygun bir kavisle değil, yukarıda dik açı meydana getirecek şekilde birleşmektedirler.

Mihrabın hemen sağında yer alan ahşap minber, örneği daha önce Boyacı Camii’nde görüldüğü şekilde raylar üzerinde tekerleklerle hareket eder tarzda yapılmıştır. Fakat onun kadar zengin ve kaliteli bir işçiliğe sahip değildir. Minberin kapısının dikdörtgen alınlığı, iç içe on iki kollu yıldızın merkez teşkil ettiği geometrik desenlerle doldurulmuştur. Yan aynalıkların göbek kısmını iç içe iki üçgenin ortasında yer alan bir sekizgen teşkil etmektedir. Bu sekizgenin her kenarının ortasından çıkan çubuklar merkezde birleşmekte, böylece kompozisyon daha zengin bir görünüş kazanmaktadır. Minberin yan kanatlarında çakma kündekâri, kapı aynalığında yapıştırma kündekâri, fazla ince bir işçilik arz etmeyen kapı kanatları ise hakiki kündekâri tekniğiyle yapılmışlardır. Ne yazık ki kadınlar mahfilinin kötürüm edilmesinden sonra bu minber de 1994’teki tamiri sırasında bir kısım işgüzar kimselerin tasallutuna uğrayarak yere ve duvara çivilerle sabitleştirilmek suretiyle hareket etme özelliğini kaybetmiştir. 

Mihrabın doğu tarafında balkon şeklinde düzenlenmiş bir vaaz kürsüsü bulunmaktadır. Hafif mukarnaslarla bezeli bir konsol üzerine oturan ahşap vaaz kürsüsünün ön yüzünde iki kulpundan zincirle tutturulmuş bir kandil ile bunun iki yanında kartuşlar içerisine alınmış vaazla ilgili birer söz dikkati çekmektedir. Benzeri özlü sözler vaaz kürsüsünün yan cephelerinde de görülmektedir.

Ahmet Çelebi Camii'nin hiç şüphesiz en önemli unsuru ahşap mahfilidir. Eskiden kadınların bilhassa Ramazan aylarında teravih ve gündüzki vakit namazlarını kılıp vaaz dinlemeleri, cuma ve bayram günlerinde ise erkeklerin namaz kılması maksadıyla yapıldığı tahmin edilen bu mahfil, 1980 yılına kadar camiyi "U" şeklinde üç taraftan kuşatmakta, böylece âdeta ikinci bir kat meydana getirmekteydi. Ahşap ve kalem işleri bakımından yalnızca Ayıntap değil, bütün Anadolu camileri arasında mühim bir yere sahip olan bu mahfilin yan kanatları, sanat zevkinden ve tarihî eser şuurundan mahrum bir grup cemaat tarafından yok edilmiştir. Eserin mevcut şekli bile, eski hâlinin ne kadar muhteşem olduğunu gösterir mahiyettedir. Buna göre mahfil, tonozları taşıyan taştan yapılmış ayaklara tutturulduktan başka ahşap direklerle de desteklenmiştir. Bu mahfilin alt yüzü panolar hâlinde düzenlenmiş, her pano ince çıtaların meydana getirdiği geometrik kompozisyonlarla doldurulmuştur. Panoların ortasına mutlaka stalaktitli birer göbek konulmuştur. Kompozisyonların esasını on iki kollu yıldızlar ve çokgenler teşkil etmektedir. Bunların içi ve panoları teşkil eden dış sular oldukça zengin bitki motifleriyle bezenmiştir. Bu motiflerin büyük bir kısmını gül, nar çiçeği, karanfil, nergis, şakayık, mine, yıldız, çiçek buketleri ve kıvrık dallar meydana getirmektedir. Renk olarak ise yeşil, mavi sarı ve kırmızı kullanılmıştır. Planı ve mimarisiyle sıradan bir eser olan cami, mahfilindeki ahşap işçiliği, kalem işleri ve tekerlekli minberi ile son derecede önemlidir.

Kaynakça

Çam, N. (1973). Gaziantep camileri. [Lisans bitirme tezi]. Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.

Çam, N. (1984). Gaziantep'te kastel adı verilen su tesisleri. Vakıflar Dergisi. 18. 165-174.

Çam, N. (1988). Gaziantep camilerinde minber problemi ve müteharrik minberler. Belleten. 52(205). 1683-1694.

Çam, N. (2006). Türk Kültür Varlıkları Envanteri: Gaziantep 27. Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Dağlı, Y., Kahraman, S. A., Dankoff, R. (2005). Evliya Çelebi Seyahatnâmesi 9 Kitap. Yapı Kredi Yayınları.

Güzelbey, C. C. (1984). Gaziantep Camileri Tarihi. Gaziantep Kültür Derneği Yayınları.