AHMET ÇELEBİ CAMİİ
Ahmet Çelebi Camii, Ulucanlar Mahallesi'nde bulunan, medrese ve kastel ile bir yapı topluluğu oluşturan bir ibadethanedir.
Cami, medrese ve kastelden meydana gelen
külliyenin en eski unsurları, kastel ve medresedir. Cami, onlardan hemen sonra
1673 yılı başlarında yapılmıştır. Bununla beraber medresenin 1713 yılında ilave
veya tamir gördüğü anlaşılmaktadır. Kesin olmamakla birlikte Evliya Çelebi’nin Ayıntap’ı
yirmi sekiz yıl aradan sonra 1671 yılında ikinci kez ziyaret ettiği, görüp
sohbet ettiği Ramazan Efendi isminden mülhem olarak Molla
Ramazan Medresesinden bahsetmesi bu medresenin o yıllarda var olduğunu
göstermektedir. Eski kayıtlarda banisinin adından dolayı Ramazaniye Camii
olarak adlandırılan cami, hemen bitişiğine Ahmet Çelebi’nin kırk yıl sonra
ilave ettiği veya yenilediği medrese dolayısıyla Ahmet Çelebi ismini almıştır.
Bugün medrese gibi cami ve kastel de Ahmet Çelebi adıyla anılmaktadır.
Harimdeki asıl mihrabın alınlık kısmındaki kitabesi de eserin h. 1083 yılı
Ramazan ayında yani 1683 yılı sonlarında veya 1684 yılı ocak ayı başlarında
yapıldığını göstermektedir. Mihrabın sol
yanındaki vaaz kürsüsündeki kitabe de 1083 (1672/73) tarihini taşımaktadır.
Fakat her iki kitabede eseri yaptıran kişi hakkında bilgi verilmez.
Külliyenin en dikkate değer yapısı olan cami,
batıdaki ve kuzeydeki gayri muntazam bir avlunun güneydoğu tarafında
yükselmektedir. Caminin kuzey tarafında çok sayıda basamaklarla inilen ve Ayıntap’a
has olan su tesisi anlamına gelen kastel yer almaktadır. Yer altına oyulan bir
mağaranın içine yerleştirilen kastelin suyu yer altında doğal kayalara açılan
ve livas denilen kanaldan gelir. Bu su ortadaki bir havuza dökülmekte ve
buradan sonra karşı yöndeki bir kanalla atık su livasına ulaşmaktadır. Camiye
gelenlerin abdest aldığı bu yer, aynı zamanda, mahallenin su ihtiyacını da karşılamaktaydı.
Eser, tam ortada üstteki aydınlık feneri şeklindeki bir delikten gelen ışıkla
aydınlatılmıştır.
Kastelin yapılışı ve banisi hakkında herhangi
bir bilgi yoktur. Bununla birlikte eserin, caminin ve medrese öğrencilerinin su
ihtiyacını karşılayan bu su tesisinin onlardan hemen önce yapıldığını tahmin
etmek zor değildir. Zira külliyenin su ihtiyacını karşılamak için düşünülen bu kastel,
ondan önce de bu mimari eserlerin taş ihtiyacını karşılamaktaydı. Buranın
oyulmasıyla bir taraftan kastel için bir yer altı mağarası elde edilirken diğer
taraftan da yukarıdaki cami ve medrese için taş ocağı vazifesi görmekteydi. Aynı
zamanda, önce caminin yapılıp sonra avlunun altına mağara şeklinde oyularak bir
kastelin yapılması, caminin teknik ve statik problemlerle karşılaşmasına sebep
olacaktır. Bu akılcı ve pratik çözüm, Antep’teki diğer pek çok yapıda
uygulanmıştır. Dolayısıyla elimizde herhangi bir belge olmamakla birlikte kastelin
cami ve medreseden önce yapıldığını düşünmek mantıki bir zarurettir.
Avlunun batı bölümü, kıble tarafında bir
mihraptan ibaret üstü açık bir namazgâh şeklinde düzenlenmiştir. Sade yarım
daire şeklinde bir nişten ibaret olan bu namazgâhın yazın sıcak günlerinde cuma
ve bayram namazları yanında sabah, akşam ve yatsı namazlarını kılmak için yapıldığı
düşünülebilir. Namazgâhtaki bu mihraptaki sathi oyma tekniğiyle yapılmış
beşparmak motiflerinin biteviye sıralanmasıyla meydana gelen niş çerçevesi
süslemelerinin asıl caminin kapısı ve mihrabındaki süslemelere çok benzemesi,
bu işlemin camiden çok da eskiye gidemeyeceğini işaret etmektedir.
Avludan üç kemer gözlü bir son cemaat yerine
geçilmektedir. Düz bir örtüyle örtülmüş olan son cemaat yerinin doğu ve batı
duvarlarında herhangi bir pencere mevcut değildir. Minare bu kısmın batısına
yerleştirilmiş olup kapısı batıdaki avluya bakmaktadır. Bu kapının üstüne altı
kollu bir yıldız işlenmiştir. Yuvarlak minare gövdesi, biri zincirek diğeri düz
iki ince bilezikle kuşatılmış olup çok sadedir. Şerefeye geçiş, fazla
teferruatlı olmayan mukarnaslarla sağlanmış, korkuluk herhangi bir süsleme
ihtiva etmeyen taş levhalardan meydana getirilmiştir.
Harime, bir tanesi kuzeydeki son cemaat yerinden
diğeri batıdaki avludan olmak üzere iki kapıdan girilmektedir. Hiçbir
süslemenin yer verilmediği batıdaki kapıdan girildikten sonra başlayan bir
merdiven, üst kattaki ahşap mahfile ulaşmaktadır. Bu mahfil, büyük bir
ihtimalle cuma namazları haricinde ve bilhassa ramazan ayında kadınlara tahsis
edilmiş, kapısı da bunun için erkeklerin kullandığı kapıdan ayrı bir şekilde
düşünülmüştür. Harime giriş ve çıkışları sağlayan asıl kapı, kuzeydeki olup nispeten
tezyinatlıdır. Basık kemerli sade kapıyı meydana getiren taşlar, bugün
nöbetleşe olarak siyah ve beyaz yağlı boya ile boyanmış hâldedir. Onu dışardan
biri damalı diğeri beş parmak motiflerinin üst üste sıralanmasıyla meydana
gelen iki silme çerçevelemektedir. Ahmet Çelebi Camii'nin harim kapısı bu
şekliyle Gaziantep’teki en sade kapılardan birisidir. Ahşap kapı kanatlarındaki
yegâne süsleme de kare birer çerçeve içerisine yerleştirilmiş sekiz dilimli iki
panodan ibarettir.
İçten içe 15,00 x 9,65 m ebadındaki harim de
tıpkı son cemaat mahalli ve minare gibi taştan inşa edilmiştir. Eser, doğu-batı
eksenindeki iki ayağın üstüne oturan üç kemer gözüyle kıbleye paralel iki sahna
bölünmüştür. Bu ayaklar, güney ve kuzey duvarlarıyla da birleşerek çapraz
tonozları taşımaktadır. Cami hâlihazırda kırma çatı ile örtülü olmakla
birlikte, eskiden diğer Ayıntap camileri gibi düz toprak damlı imiş. Harimin
mihrap mihveri haricinde her kemer gözüne birer tane gelecek şekilde sekiz
pencere konulmuştur. Ayrıca bir pencere de harimin kuzey kapısının tam üstünde
bulunmaktadır.
Harimin mihrabı ters "U" şeklinde sade
bir nişten ibaret olup kavsara kısmı mukarnassızdır. Mihrabın baş kemerini
içten dışa doğru biri ince, diğeri biraz daha geniş iki zikzak silme
kuşatmakta, bunları ise dokuz dilimli çınar yaprağına benzer yaprakların
biteviye sıralanmasıyla teşekkül eden bir firiz çerçevelemektedir. Yaprakların
arasına belli periyotlarla bir küçük ve bir büyük rozet yerleştirilmiş, mihrap
kemerinin başlama noktasından itibaren büyük rozetler yerlerini küçük rozetlere
bırakmış ve iki rozet, bir yaprak, iki rozet bir yaprak düzeni içerisinde
sıralanmıştır. Mihrabın bu süslemeleri daha dışarıdan, biri yine yaprak ve
rozetlerin nöbetleşe sıralanması ile yapılmış diğeri damalı iki silme ile
kuşatılmıştır. Mihrabın sağ ve solundaki bu son silmeler, mihrabın kemerine
uygun bir kavisle değil, yukarıda dik açı meydana getirecek şekilde
birleşmektedirler.
Mihrabın hemen sağında yer alan ahşap minber, örneği
daha önce Boyacı Camii’nde görüldüğü şekilde raylar üzerinde tekerleklerle
hareket eder tarzda yapılmıştır. Fakat onun kadar zengin ve kaliteli bir
işçiliğe sahip değildir. Minberin kapısının dikdörtgen alınlığı, iç içe on iki
kollu yıldızın merkez teşkil ettiği geometrik desenlerle doldurulmuştur. Yan
aynalıkların göbek kısmını iç içe iki üçgenin ortasında yer alan bir sekizgen
teşkil etmektedir. Bu sekizgenin her kenarının ortasından çıkan çubuklar
merkezde birleşmekte, böylece kompozisyon daha zengin bir görünüş
kazanmaktadır. Minberin yan kanatlarında çakma kündekâri, kapı aynalığında
yapıştırma kündekâri, fazla ince bir işçilik arz etmeyen kapı kanatları ise
hakiki kündekâri tekniğiyle yapılmışlardır. Ne yazık ki kadınlar mahfilinin
kötürüm edilmesinden sonra bu minber de 1994’teki tamiri sırasında bir kısım
işgüzar kimselerin tasallutuna uğrayarak yere ve duvara çivilerle
sabitleştirilmek suretiyle hareket etme özelliğini kaybetmiştir.
Mihrabın doğu tarafında balkon şeklinde
düzenlenmiş bir vaaz kürsüsü bulunmaktadır. Hafif mukarnaslarla bezeli bir
konsol üzerine oturan ahşap vaaz kürsüsünün ön yüzünde iki kulpundan zincirle
tutturulmuş bir kandil ile bunun iki yanında kartuşlar içerisine alınmış vaazla
ilgili birer söz dikkati çekmektedir. Benzeri özlü sözler vaaz kürsüsünün yan
cephelerinde de görülmektedir.
Ahmet Çelebi Camii'nin hiç şüphesiz en önemli
unsuru ahşap mahfilidir. Eskiden kadınların bilhassa Ramazan aylarında teravih
ve gündüzki vakit namazlarını kılıp vaaz dinlemeleri, cuma ve bayram günlerinde
ise erkeklerin namaz kılması maksadıyla yapıldığı tahmin edilen bu mahfil, 1980
yılına kadar camiyi "U" şeklinde üç taraftan kuşatmakta, böylece
âdeta ikinci bir kat meydana getirmekteydi. Ahşap ve kalem işleri bakımından
yalnızca Ayıntap değil, bütün Anadolu camileri arasında mühim bir yere sahip
olan bu mahfilin yan kanatları, sanat zevkinden ve tarihî eser şuurundan mahrum
bir grup cemaat tarafından yok edilmiştir. Eserin mevcut şekli bile, eski
hâlinin ne kadar muhteşem olduğunu gösterir mahiyettedir. Buna göre mahfil,
tonozları taşıyan taştan yapılmış ayaklara tutturulduktan başka ahşap
direklerle de desteklenmiştir. Bu mahfilin alt yüzü panolar hâlinde
düzenlenmiş, her pano ince çıtaların meydana getirdiği geometrik
kompozisyonlarla doldurulmuştur. Panoların ortasına mutlaka stalaktitli birer
göbek konulmuştur. Kompozisyonların esasını on iki kollu yıldızlar ve çokgenler
teşkil etmektedir. Bunların içi ve panoları teşkil eden dış sular oldukça
zengin bitki motifleriyle bezenmiştir. Bu motiflerin büyük bir kısmını gül, nar
çiçeği, karanfil, nergis, şakayık, mine, yıldız, çiçek buketleri ve kıvrık
dallar meydana getirmektedir. Renk olarak ise yeşil, mavi sarı ve kırmızı
kullanılmıştır. Planı ve mimarisiyle sıradan bir eser olan cami, mahfilindeki
ahşap işçiliği, kalem işleri ve tekerlekli minberi ile son derecede önemlidir.
Anahtar Kelimeler
Kaynakça
Çam, N. (1973). Gaziantep camileri. [Lisans bitirme tezi]. Ankara
Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.
Çam, N. (1984). Gaziantep'te kastel adı verilen su tesisleri. Vakıflar
Dergisi. 18. 165-174.
Çam, N. (1988). Gaziantep
camilerinde minber problemi ve müteharrik minberler. Belleten. 52(205).
1683-1694.
Çam, N. (2006). Türk Kültür Varlıkları Envanteri: Gaziantep 27.
Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Dağlı, Y., Kahraman, S. A., Dankoff, R. (2005). Evliya Çelebi
Seyahatnâmesi 9 Kitap. Yapı Kredi Yayınları.
Güzelbey, C. C. (1984). Gaziantep Camileri Tarihi. Gaziantep
Kültür Derneği Yayınları.